Breaking NewsColumns

Sudan’daki 2023 Savaşı’nın başlangıcı, Hızlı Destek Güçleri ve onu destekleyen aktörlerin talepleri

BY : Dr. Mayada Kamal Eldeen

USKAM Görüş, No. 49 

Savaşa giden yol

Modern Sudan’ın siyasi tarihi, 1956’da bağımsızlık kazandığı günden beri sürekli olarak askeri darbeler ve sivil hükümetler arasındaki çekişmelerle şekillenmiştir. 2019 yılında, 30 yıl süren Ömer el-Beşir’in iktidarı (1989-2019) dört ay süren protestolar ve oturma eylemleri sonucunda sona ermiş, bu da ülkede bir geçiş dönemini başlatmıştır. Bu süreçte askeri ve sivil gruplar, ülkenin geleceği ve sivil yönetime geçiş hakkında farklı bakış açılarına sahipti.

Ancak, Aralık 2022’de belirlenen takvim doğrultusunda, yeni başbakan, parlamento ve diğer yetkililerin 11 Nisan 2023’te bir anlaşma ile duyurulması planlanıyordu. Fakat bu aşama, 5 Aralık’ta açıklanan Birleşmiş Milletler (BM) destekli “çerçeve anlaşması” çerçevesinde Hızlı Destek Güçleri’nin (HDK/RSF) orduya entegrasyonu hususundaki anlaşmazlık nedeniyle iki kez ertelenmişti.

Daha sonra, Sudan’daki siyasi durum özellikle RSF’nin Sudan Silahlı Kuvvetleri’yle entegrasyonu konusundaki tıkanıklık nedeniyle uzun bir süre olumsuz etkilendi. RSF entegrasyon sürecini tamamen reddetmese de bunun 10 yıl içerisinde gerçekleştirmesini istemekteydi. Sudan ordusu ise bu entegrasyonun iki yıl içinde tamamlanması gerektiğini savunuyordu.

Mart 2023’te, Özgürlük ve Değişim Güçleri (ÖDG), Merkez Konsey ve uluslararası toplum, bu konunun hassasiyetine rağmen, 1 Nisan’da yeni bir siyasi anlaşma imzalanacağını ve kısa sürede yeni bir hükümetin kurulacağını açıkladı. Ancak, 29 Mart 2023’te ordunun güvenlik sektörü reformu ile ilgili ilk toplantıdan çekilmesinin ardından, tarafların müzakereleri sonlandırmasına neden olmuştur.

Savaşın başlangıcı

Sudan’daki mevcut savaş, 15 Nisan 2023’te ülkenin en üst otoritesi olan “Egemenlik Konseyi”nin başkan vekili ve aynı zamanda Hızlı Destek Güçleri’nin komutanı olan “Hemedti” olarak bilinen Korgeneral Mohamed Hamdan Dagalo liderliğindeki RSF’nin, resmi askeri otorite ile koordinasyonsuz bir şekilde Sudan’ın çeşitli bölgelerine ve başkentteki önemli simgesel noktalara -örneğin Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Kara Harp Okulu’na- asker göndermesiyle patlak verdi.

Bu hareket, ülkedeki gerilimi artırdı. Sudan ordusu ise, bu durumu Hızlı Destek Güçleri’nin bir karşı saldırısı olarak değerlendirdi ve bir uyarı yapma gereği duydu.

Sonrasında, 13 Nisan 2023 tarihinde Kuzey Sudan’daki stratejik Meravi Havaalanı ve Askeri Hava Üssü, Hızlı Destek Gücü tarafından ele geçirildi. İki gün boyunca süren diplomatik uyarılar ve karşılıklı suçlamaların ardından, HDK/RSF 15 Nisan sabahı, başkent Hartum’da Genelkurmay Karargâhı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve diğer kritik noktalara eş zamanlı saldırılar gerçekleştirdi.

Kısa bir süre içerisinde Hartum’un yanı sıra Darfur, Kuzey Kordofan ve El Cezire eyaletlerinde yoğun silahlı çatışmalar meydana gelmiş ve HDK/RSF milisleri tarafından başlatılan bu çatışma, şu anda üçüncü yılına girmiş olan bir savaşa dönüşmüştür.

Savaşın yıkıcı yüzü

2024 ortalarında Sudan’ın başkenti Hartum’un tamamen RSF milislerinin kontrolüne geçmesi, burada merkezi hükümetin, tarihinde ilk kez başkenti Hartum’dan Kızıldeniz’deki Port Sudan’a taşıma zorunluluğu ile karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.

Bu şekilde, Nisan 2023’te Hızlı Destek güçleri tarafından başlatılan bu savaş, Sudan’ın modern tarihinde en yıkıcı çatışmalardan biri olarak kaydedilmektedir.

Ayrıca ülke genelindeki savaşın sebep olduğu ölümler, kıtlık ve hastalıklar nedeniyle tahmin edilen toplam ölüm sayısı en az 150.000 kişiyi bulmaktadır. Ayrıca 12 milyondan fazla insan yerinden edilmiş olup; yaklaşık 7,7 milyon kişi ülke içinde, 4,1 milyon kişi ise Mısır, Çad, Etiyopya ve Libya gibi komşu ülkelere kaçmış mülteci ve sığınmacı olarak kaydedilmiştir.  

Bu rakamlar, Sudan’ın dünyada ve Afrika’da en büyük ve en hızlı büyüyen insani yerinden edilme krizlerinden biri olduğunu gösterir. Gerçek rakamların muhtemelen daha yüksek olabileceği düşünülmektedir; çünkü savaş ve çatışma durumu nedeniyle denetim sağlayacak kurum ve kuruluşların yokluğundan kaynaklanmaktadır.

Ayrıca hala Kuzey Darfur gibi kritik bölgelerde, özellikle Elfashir şehri, Mayıs 2024’ten beri 400 günden fazla bir süredir RSF milislerinin abluka altında devam etmekte, açlık ve hastalık tehditleri ile karşı karşıya kalmakta ve ikinci bir Gazze olma ihtimali sürmektedir. Bu nedenle insani krizin merkezindeki bölgelerde şartlar giderek kötüleşmektedir.

Aynı zamanda, Sudan genelinde hastaneler, okullar, üniversiteler ve insani yardım altyapısı üzerinde RSF milislerinin gerçekleştirdiği yıkıcı saldırılar, sağlık ile eğitim hizmetlerinin çökmesine sebep olmakta; bu durum bulaşıcı hastalıklar ve açlık tehdidini de derinleştirmektedir.

Ayrıca, savaş, kadınlar ve kız çocukları üzerinde orantısız bir etki yaratmakta; Sudan’da ilk kez RSF milisleri, tacizi bir silah ve savaş aracı olarak kullanmaktadır. Bu nedenle, birçok eyalette cinsel şiddet, açlık ve psikososyal travmanın yaygın olduğu gözlemlenmektedir.

Savaşın temel nedenleri

Mevcut savaşın en önemli nedenlerine baktığımızda, RSF güçleri ile Sudan Ordusu arasında görünen güç paylaşımı ve entegrasyon sürecine dair anlaşmazlıkların yanı sıra, bu çatışmanın ve ülkedeki huzursuzluğun temelinde yatan unsurlar arasında, ulusal kaynakların dengesiz dağılımı, kalkınma sorunları ve merkezi hükümet ile yerel yönetimler arasındaki gerginlikler belirgin bir şekilde öne çıkmaktadır.

Ayrıca, RSF’nin yıllar boyunca altın madenleri ile diğer doğal kaynaklar üzerindeki kontrolü, ekonomik etkisini artırmıştır. Bu durum, mevcut çatışmanın finansmanını etkileyen başlıca etkenlerden biri olmuştur.

RSF’nin talepleri

RSF’nin öncelikli talepleri arasında, ilk olarak, Sudan ordusu içinde bulunan 500.000’den fazla RSF mensubunun iki yıl içinde entegre edilmesini öngören planın reddedilmesi vardır. İstedikleri, bu birleşme sırasında kendi komuta yapılarını korumak ve ayrı bir güvenlik sektörü içinde CETO yetkileri talep eden on yıllık bir planın değerlendirilmesidir.

İkinci olarak, geçiş aşamasındaki ana siyasi ve güvenlik kurumlarında RSF üyelerinin önemli pozisyonlarda yer alması gerektiğini vurgulamışlardır.

Üçüncü olarak, Darfur’daki altın madenlerinden elde edilen gelirlerin paylaşılması ve uluslararası altın ticaretine kesintisiz erişim talep edilmiştir.

Dördüncü olarak ise, geçiş dönemi boyunca askeri-sivil yönetim paylaşımında ve geçici hükümet ile “Egemenlik Konseyi”nde RSF lideri Hemedti’nin kritik pozisyonlara getirilmesi ve gelecekteki seçimlerde meclis ve bakanlık payı garanti edilmesi istenmiştir.

Son olarak, ironik bir şekilde, RSF komutanı Hemedti, kendi milis mensupları tarafından işlenen suç, yıkımlar; evler, sivil araçlar, kamu binaları ve bankaların yağmalanması, tecavüzler ve binlerce sivilin ölümü gibi savaş suçlarını göz ardı ederek, Sudan Egemenlik Konseyi’nin başkanı ve ordu Genelkurmay Başkanı El-Burhan’ın sivil yerleşimleri bombaladığı gerekçesiyle yargılanmasını talep etmiş ve uluslararası müdahale çağrısında bulunmuştur.

RSF’yi destekleyen ulusal ve uluslararası aktörler ve talepleri

  • Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin savaştaki tutumu ve talepleri

Özgürlük ve Değişim Güçleri (ÖDG), Ocak 2019’da kurulan; Sudanlı Profesyoneller Birliği, kadın hakları hareketleri, birlik komiteleri ve isyancı gruplardan oluşan geniş bir koalisyondur. Bugün, mevcut savaşta RSF milislerinin en büyük destekçisi, iş birlikçisi ve milislerinin sivil kanadı haline gelmiştir.

Bu durumda ÖDG, Nisan 2023’ten itibaren önemli bir rol oynamaktadır. ÖDG, savaşın hemen durdurulmasını, kalıcı bir ateşkesin ilan edilmesini amaçlayan uluslararası baskı oluşturulmasını, sivil yönetime geçişin sağlanmasını ve askeri reformların uygulanmasını talep etmektedir.

Diğer talepleri arasında güvenlik güçlerinin sivil denetimi, sivillerin güvenliği, ordunun siyasetten uzak tutulması ve sivil liderliğine dayalı bir geçici hükümetin kurulması yer almaktadır.

Ancak bu talepler, Sudanlı siviller tarafından meşru bulunmamaktadır. Bunun sebebi, ÖDG’nin RSF’nin siyasi kanadı ve sivil şemsiyesi olarak algılanmasıdır. Bu nedenle, Sudanlılar, ÖDG’nin liderlerinden uzak durmaktadır.

Onların çoğu, ülkeden uzakta, RSF milislerinden destek alırken, ÖDG, Birleşik Arap Emirlikleri ile iş birliği yapmakta ve BM, Afrika Birliği ve IGAD gibi kuruluşlardan arabuluculuk yapmalarını ve bazen de yaptırım uygulamalarını isteyerek, ordunun ve Sudan halkının iradesine karşı politika geliştirmektedirler.

  • Birleşik Arap Emirlikleri’nin savaş üzerindeki rolü ve talepleri

BAE’nin Sudan’daki müdahalesi, savaşın seyrini uzatan ve paramiliter RSF’nin işlemiş olduğu etnik katliamını güçlendiren örtülü bir dış müdahale şeklinde sürmektedir. Abu Dabi yönetimi RSF’yi silah, lojistik, mali kaynak ve siyasi destek ile güçlendirmek suretiyle hem bölgesel nüfuzunu pekiştirmeyi hem de Sudan’ın zengin doğal kaynaklarına erişimini sağlamayı amaçlamaktadır.

Resmi veriler, uluslararası raporlar ve medya kuruluşlarından elde edilen uydu görüntüleri, BAE’nin Sudan’ın komşuları olan Çad, Güney Sudan ve hatta Somaliland üzerinden RSF’ye sağladığı desteklerin ana unsurlarını ortaya koymaktadır:

Ağır silah ve cephane gönderimi, RSF konvoylarına Kornet tanksavar füzeleri ve zırhlı araçların sağlandığı bilgileri bulunmaktadır. Ayrıca BAE’nin, Çad’daki yerinden edilmiş Sudanlılara yönelik insani yardım operasyonları kisvesi altında RSF’ye gizlice silah ve mühimmat sağladığı ve Fransız yapımı savunma sistemleriyle donatılmış araçlar gönderdiği yönünde de raporlar mevcuttur.

Aynı zamanda, Birleşik Arap Emirlikleri, savaş başlamadan önce RSF’nin altın kaçakçılığı için önemli bir merkezdi ve milislerin finansal destekçisi durumundaydı. BAE, 2010’ların başından itibaren Sudan altınının en büyük alıcılarından biri olmuş ve Sudan’dan kaçak olarak çıkarılan altınların önemli bir varış noktası haline gelmiştir.

Resmi verilere göre BAE, mevcut savaştan önce özellikle 2022 yılında 2,29 milyar ABD doları değerinde Sudan altını ithal etmiştir, ancak gerçek rakamların bu miktardan çok daha fazla olduğu düşünülmektedir.

Sudan’ın altın üretiminin yaklaşık %90’ı, yani yaklaşık 13,4 milyar ABD doları değerindeki kaçak ticaret, BAE’ye ulaşmadan önce genellikle Çad, Mısır, Etiyopya, Uganda ve Güney Sudan üzerinden geçmektedir.

BAE, mevcut savaşta yine RSF’ye altın kaçakçılığı yollarıyla finansman sağlayarak RSF’nin savaş bütçesini güçlendirmektedir.

Ayrıca geçtiğimiz hafta, Darfur’daki Afashir bölgesinde Kolombiya pasaportu taşıyan yabancı savaşçıların BAE’den Sudan’a gönderildiği videolarla belgelenmiştir. Ayrıca yaralı RSF üyelerinin BAE hastanelerinde tedavi edilmesi ve RSF liderlerinin BAE’de ağırlanması, BAE’nin Sudan’daki RSF’ye sağladığı desteği açıkça göstermektedir.

BAE’nin RSF’ye yönelik bu desteği, Sudan’daki yıllık madencilik ve tarıma yönelik yatırımlarıyla birleştiğinde, Sudan’ın siyasi ve ekonomik yönünü şekillendirmeye yönelik planlı bir girişim olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu nedenle, Birleşik Arap Emirlikleri’nin RSF aracılığıyla Sudan’daki stratejik çıkarları, hem iç politikaların hem de dış politikaların bir yansıması olarak kendini gösteriyor. İlk olarak, Orta Doğu, Mısır, Gazze ve Yemen’de olduğu gibi, Müslüman Kardeşler ve diğer İslami grupların etkisini zayıflatmak amacıyla Sudan ordusundaki İslami unsurları güçsüzleştirmeyi hedeflemekte ve RSF’yi bir “karşıt güç” olarak konumlandırmaktadır.

Bunun yanı sıra, Sudan’ın maden kaynakları, özellikle altın ve tarım sektörlerinde avantajlı anlaşmalar sağlama ve satış yollarını güvence altına alma niyetindedir. En önemlisi, Sudan’ın Kızıl Deniz’deki stratejik limanlarında söz sahibi olma arzusu da bulunmaktadır.

Sonuç olarak Sudan’da Nisan 2023’te BAE destekli, paramiliter Hızlı Destek Güçleri’nin başlatmış olduğu savaş, Suriye ve Afganistan’dan sonra en hızlı şekilde büyüyen insani felakete dönüşmüştür. RSF, güvenlik alanında ayrıcalıklı bir statü ve siyasi güç paylaşımı talep ederken, BAE’nin sağladığı lojistik destek bu çatışmayı daha da tırmandırmaktadır.

BAE ise, yalnızca RSF’ye destek vermekle kalmayıp aynı zamanda ona savaş ortağı olmuştur. BAE’nin desteği olmasaydı belki de savaşın bugün 3. yılına ulaşması mümkün olmazdı.

Dolayısıyla, uluslararası kamuoyunun Sudan’daki çatışmayı durdurmak istemesi durumunda, öncelikle BAE’nin RSF’yi destekleyen kaynaklarını geri çekmesi gerektiği aşikârdır. Çünkü BAE’nin bu tür bir destek vermesi, kendi güvenlik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda, Sudan’daki savaşın çözümünü daha karmaşık hale getirmektedir.

Bu nedenle, BAE’nin müdahaleleri, askerî lojistik ve ekonomik çıkarlar çerçevesinde şekillenmektedir. Bu strateji, çatışmanın uzamasına yol açarak RSF’yi güçlü bir bölgesel oyuncu haline getirirken, aynı zamanda BAE’nin uzun vadeli kaynak erişimi ve siyasi etkisini artırmayı hedeflemektedir.

Uluslararası toplum, hem insani krizi hafifletmek hem de bölgesel rekabetin Sudan’ı daha fazla kana bulamasını önlemek için bu örtülü desteğin açığa çıkarılması ve durdurulmasını sağlamalıdır.

* Yazarlar tarafından ifade edilen görüşler kendilerine aittir ve USKAM’ın bakış açısını yansıtmayabilir

.Uluslararası Kriz Araştırmaları Merkezi (USKAM)

Back to top button